Cilt: 18 - Sayı: 1
ZEITSCHRIFT FÜR DIE WELT DER TÜRKEN
Makaleler
This study examines how the Turkish ability verb suffix (-Abil) is presented in textbooks for teaching Turkish as a foreign language and proposes a teaching approach based on the form–meaning–use model. Using document analysis, the study investigates the following textbooks: Gazi University Turkish for Foreigners A2, Yeni Hitit Turkish for Foreigners A1–A2, Yeni İstanbul Turkish for International Students Course Book A2, and Yedi İklim Yunus Emre Institute Turkish Teaching Set A2. The results reveal that the ability verb appears at the A2 level in all the analyzed textbooks; however, its presentation is insufficient in terms of formal explanations, contextual examples, and functional meaning diversity. It is also noted that the frequency of the ability suffix is significantly higher than that of the future tense (-AcAk) and necessity (-mAlI) suffixes, which suggests that the ability verb should be prioritized in instruction. Based on Celce-Murcia & Larsen-Freeman’s form–meaning–use framework, the study recommends that the ability verb be supported with more functional, contextual, and communication-oriented activities in textbooks. Through this proposal, a grammar teaching approach aligned with the Common European Framework of Reference for Languages (CEFR) is promoted, contributing to the development of learners’ communicative competence.
Diese qualitative Studie untersucht das pädagogische Potenzial der Zeichentrickserie Rafadan Tayfa für bilingual aufwachsende Kinder in Deutschland. Ziel ist die Dekonstruktion synergetischer Effekte auf Sprachkompetenz, Identitätsbildung und prosoziale Werte. Das methodische Design basiert auf einer Datentriangulation, die eine qualitative Inhaltsanalyse von zehn Episoden mit leitfadengestützten Interviews (n=3, 9–12 Jahre) verknüpft. Die methodische Validität wird durch eine unabhängige Doppelkodierung untermauert, die einen Intercoder-Reliabilitätswert von Cohen’s Kappa = 0,82 aufweist. Die Befunde attestieren signifikante lexikalische Zuwächse im Bereich des herkunftssprachlichen Vokabulars sowie eine gesteigerte Aneignung pragmatischer Sprechakte. Es zeigt sich, dass der Zeichentrick als „Brückenmedium“ fungiert, das hybride Identitäten validiert und traditionelle Normen in lebensweltliche Handlungsmuster transformiert. Die Studie plädiert abschließend für eine systematische Integration audiovisueller Medien in den herkunftssprachlichen Unterricht, um dillerübergreifende Praktiken gezielt als kognitive Ressource zu instrumentalisieren.
Türk dilleri Kıpçak grubuna ait Karay dilinin tarihsel gelişimi sırasında üç farklı diyalekt ortaya çıkmıştır: Trakay, Haliç ve Kırım lehçeleri. Bu diyalektlerin her birinin fonetik, leksik ve gramatikal özelliklerinde belirgin farklılıklar gözlemlenmektedir. Diyalektler arasında ortaya çıkan bu önemli farklılıkların başlıca nedeni, Karaylara ait birleşik bir devlet yapısının bulunmaması ve onların dünyanın farklı bölgelerinde, çeşitli dil, din ve kültürlerin etkisi altında yaşamış olmalarıdır. Karay Türkcesinin diyalektleri, uzun süreli dil teması sonucunda birtakım özgün özellikler kazanmıştır. Söz konusu ayırt edici özellikler, dilin tüm katmanlarında olduğu gibi, sözdizimsel yapısında açıkça görülmektedir. Bu makalede, Karaycanın Kırım diyalektine ait metinler temel alınarak cümle kavramı, temel cümle türleri ve yapısal özellikleri bilimsel açıdan incelenmektedir. Araştırmada cümle kavramı, söz dizimi, cümlelerin iletişimsel türleri ve yapısal özelliklerine göre sınıflandırılması ele alınmaktadır. Türk dillerinden biri olan Karayca cümle, onun çeşitli türleri ve söz dizimi bakımından diğer Türk dilleriyle benzer özellikler göstermektedir.
Bu araştırma, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği 1. sınıf öğrencilerinin üniversite ve bölüm tercihlerini etkileyen faktörleri incelemek amacıyla fenomenolojik desenle yürütülmüş nitel bir çalışmadır. Çalışmaya 35 öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin Gazi Üniversitesi'ni tercih etme nedenleri incelendiğinde, en baskın faktörlerin kurumun itibarı ve prestiji olduğu görülmüştür. Katılımcıların yaklaşık üçte biri (%34'ü) fakültenin "en iyi eğitim fakültesi" olduğu algısını ve zengin öğretim üyesi kadrosunu vurgulamıştır. Katılımcıların yaklaşık üçte biri (%29'u) ise Gazi Üniversitesi'nin köklü bir kurum olmasını tercih sebebi olarak belirtmiştir. Katılımcıların beşte biri’lik (%20) bir kesim için tercih nedeni ise, yaşadığı şehirde (Ankara'da) bulunmasıdır. Bu durum, ailevi bağlar ve ekonomik kaygıların belirleyiciliğine işaret etmektedir. Sosyal Bilgiler Öğretmenliği programının tercih edilme nedenleri ise bir ikilem sunmaktadır: En yüksek oran olan %37, programın karma disiplin yapısından (Tarih, Coğrafya, Vatandaşlık gibi birçok alanı barındırması) dolayı bilinçli olarak seçtiğini göstermektedir. Ancak, katılımcıların büyük bir oranı (%34) tercih nedenini, sınav puanının bu bölüme yetmesi şeklinde açıklamıştır. Öğrencilerin %66'sı, sosyal bilgiler öğretmenliği yerine kişisel ilgi duyduğu farklı bölümleri (Hukuk, Psikoloji, diğer öğretmenlik programları vb.) tercih edeceğini belirtmiştir. Ayrıca, öğrencilerin beşte biri (%20'si, atanma oranları daha yüksek olan Türkçe veya Okul Öncesi Öğretmenliği gibi bölümlere yöneleceğini söyleyerek iş bulma kaygısını dile getirmiştir. Bu durum öğrencilerin tercihlerinde üniversitenin sahip olduğu akademik özellik kadar yaşanılan şehir, sınav puanı, iş kaygısının da etkili olduğunu göstermektedir.
Bu makalede, Türkiye’deki olgunlaşma enstitüleri bünyesinde üretilen geleneksel sanatların kültürel birer kent imgesi olarak yeniden üretim süreçlerini incelenmesi amaçlanmıştır. Kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılmasında kritik bir rol üstlenen kurumlar, geleneksel formaları günümüz estetik anlayışıyla harmanlayarak kent kimliğinin inşasına katkıda bulunmaktadır. Çalışma kapsamında Bursa, İstanbul, Kütahya, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Afyonkarahisar’da bulunan olgunlaşma enstitülerinin koleksiyonları nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi tekniği ile çözümlenmiştir. İnceleme sonucunda; geleneksel motif ve tekniklerin asıl bağlamlarından koparılarak zanaattan tasarıma, zeminden yumuşak dokuya geçiş yaptığı, böylelikle her bir ürünün kentin sembolik sermayesini temsil eden birer imge nesnesine dönüşebilme ihtimali değerlendirilmiştir. Afyonkarahisar ve İstanbul gibi yüksek potansiyel barındıran şehirlerin tasarım yoksunluğu olduğu görülmüştür. Bu durum kendini tekrar prensibi markalaşma, kent imgesi üretme ve geleneği yenileyerek devam ettirme konusunda risk oluşturmaktadır. Gaziantep, Kahramanmaraş, Kütahya, Bursa illerinin ise hem kentin markalaşma sürecinde hem de geleneği güncelleyerek devam ettirdiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda olgunlaşma enstitülerinde üretilen ürünlerin kent imgelerini kullanımı bazı enstitülerde daha çok öne çıkarken bazı enstitülerde geride kalmıştır.